Forum Nostalji - Türkiye'nin En Nostalji Forumu

Geri Git   Forum Nostalji - Türkiye'nin En Nostalji Forumu > Dinler ve İnançlar > Budizm

Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Alt 03-11-2019, 05:59   #1
Eski Üye
 
SaReY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt Tarihi: 02-11-2019
Mesajlar: 716
Rep Puanı: 6551
Rep Gücü: 66
Standart Buda ve Öğretisi

Buda’nın öğretisinin başlıca özelliği; Buda’nın aydınlanma sonucu bulmuş olduğu gerçekleri birer dogma olarak sunacak yerde aydınlanma yöntemini öğretmeyi ve böylelikle yöntemi öğrenen kimselerin kendi çabalarıyla bu gerçekleri kendilerinin bulup yaşantısal deneyimle doğrulamalarını öngörmesi Budalık yolunu herkese açık tutmasıdır. Buda’nın yaşadığı dönemde Budizm bir din Buda da bir peygamber değildi.

Şimdiye dek her geliş gidişimde
İçinde hapis olduğum
Duyularla duvaklanmış bu evin
Yapıcısını aradım durdum.
Ey yapıcı! Şimdi seni buldum.
Bir daha bana ev yapmayacaksın
Bütün kirişlerin kırıldı payandaların çöktü.
İçimde nirvana’nın suskunluğundan başka bir şey kalmadı
Tutkuların isteklerin biçimlediği yanılgıdan kurtardım kendimi.


Öğretide 4 temel gerçek vardır: Yaşamda ıstırap vardır; ıstırabın bir nedeni vardır; bu neden yok edilirse ıstırapta yok edilmiş olur; bu nedeni yok etmeyi sağlayan bir yol bir yöntem vardır.

1. Istırap (DUKKHA) ve Yaşamın 3 özelliği
Dört okyanusun suyu mu daha çoktur yoksa sizlerin inleye sızlaya sürdürdüğünüz bu yolculukta sevdiğiniz istediğiniz şeyleri elde edememek sevmediğiniz istemediğiniz şeylerden kaçınamamak istediğiniz şeylerin istediğiniz gibi olmamasıistemediğiniz şeylerin istemediğiniz biçimde olması yüzünden akıttığınız gözyaşları mı daha çoktur? Ananızı babanızı yitirmek kardeşlerinizi kızınızı yitirmek malınızı mülkünüzü yitirmek. Bu uzun yolculukta tüm bunlara katlandınız ve dört okyanusun suyundan daha çok gözyaşı akıttınız.

Buda ıstırap için dukkha sözcüğünü kullanıyordu. Anlamı; ıstırap üzüntü tasa keder maddesel veya ruhsal sağlıksızlıkuyumsuzluk tedirginlik doyumsuzluk yetersizlik sürtüşme çelişki yani olumsuz ruh durumları.

Buda’nın gözlerimizi açmaya çalıştığı gerçek daha çok ıstıraptan korunmak kurtulmak için izlediğimiz tutumdaki yanlışlarımız yanılgılarımız. Herkes yaşamda ıstırabın olduğunu biliyor ama yaşamda tatlı anlar hoş ve zevkli olan şeyler olduğunu haz ve zevkin ıstırabı dengeleyebileceğini düşünüp bu anların beklentisi içinde ıstıraba katlanabiliyor. Buda’ya göre yanılgı işte burada. Buda kaynağı dışımızda olan şeylerden elde ettiğimiz haz ve zevkin ıstırabın asıl nedeni olduğunu göstermeye çalışıyordu. Yanılgının dünyanın bu geçiciliğine gözlerimizi kapamak geçici olan kalıcı olmayan şeylere tutunmaya çalışmaktan geldiğini dünyayı gerçek böylesiliği yapısıyla görememekten kaynaklandığını söylüyordu. “Sevdiğimiz hiç bir şey yok ki bir gün gelip ya onlar bizden ya biz onlardan ayrılmayalım.”

Buda yaşamı gerçek boyutları içinde kavrayabilmemiz için yaşamın birbiriyle ilgili 3 özelliğinin üzerinde ısrarla duruyordu:

Dukkha - Istırap
Bir arada bütünleşmiş bileşmiş oluşmuş hiç bir şey değişimden çözülüp dağılmaktan kurtulamaz. Yanılgı değişim içinde olan geçici olan şeylere sanki hiç değişmeyeceklermiş sanki kalıcı şeylermiş gibi tutunmaya sarılmaya çabalamaktan geçiyor. Oysa elde etmek istediğimiz şeyi elde edene kadar o şey değişiyor koşullar değişiyor bu arada biz kendimiz de değişiyoruz.

Buda’nın amacı dünyayı ne olduğundan daha kötü ne de daha iyi göstermekti. Onu olduğu gibi iyi ve kötü yanlarıylakendimizi hiç bir yanılgıya yanılsamaya kaptırmadan bütünlüğü içinde gerçek böylesiliğiyle görmemizi sağlamaya çalışıyordu. Istırabın dünyayı olduğu gibi içimize sindirememekten dünyadan verebileceklerini değil de daha çoğunu beklememizden istememizden kaynaklandığını anlatma çabası içindeydi. Kötü olan yaşam değil ona arsızca yapışmaya çabalamaktan ondan verebileceğinden çoğunu istemekten gelen ıstıraptır. Akıp giden yaşamla birlikte karşı koymadandirenmeden akıp gitmesini öğrenmek dönüşü olmayan bir akış içinde olduğumuzun yaşamın tek bir anının bile ikinci kez yaşanmasının olanaksızlığını içten içe kavramak her saniyenin tadını bilecek biçimde yaşamın sevinçle kıvançla coşkuyla kucaklanmasına yol açabilir. Mutluluğun ertelenmesinin de para biriktirir gibi haz ve zevk biriktirmenin de olanaksızlığı iyice anlaşılabilir. Acaba yaşamda kendimize sığınak yapabileceğimiz ıstırabın güçsüz kaldığı etkisinin azaldığı bir yer bir zaman var mı? Budizm olduğunu savunuyor. Bu an ve burası.

Hiç bir şeyin öteki şeylerden ayrı bir kendiliği ayrı kalıcı bir benliği olamaz. Istırabın asıl nedenini aradığımız kökenine indiğimiz zaman hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde karşımıza çıkan sorumlunun bir yandan istek ve tutkularımızı besleyip kışkırtan den başka birisi olmadığını görüyoruz. “Benim güvenim” ”Benim görevim” ”Benim sorumluluğum” ”Benim başarım” ”Benim param” ”Benim isteklerim” ”Benim heveslerim” ”Benim öldükten sonra ne olacağım” ”Benim öldükten sonra da var olma doyumsuzluğumdan gelen sorunlarım” Nedir bu ben? Buda insan varlığında geçici olmayan değişmeden kalandayanıklı bir öz tözel bir nitelik olmadığını göstermeye çalışıyordu. Bir gövde doğar büyür yaşlanır ölür çözülür sürekli değişim içindedir. Bir kimse kolunu bacağını yitirse de ne azalır ne de küçülür. Öyleyse insanın gövdesinde olamaz. duygularımızda da olamaz.Çünkü onlar değişse de gene olduğu gibi kalır. duyu organlarımızdan gelen algılarımız da olamaz. önceki düşüncelerimiz kararlarımız eylemlerimizle biçim almış eğilimlerimiz de olamaz. Ayırt edici bilincimizde de olamaz. Bu beş kümede toplanan bedensel ve ruhsal varlığımız gövdemiz duygularımız duyu organlarımızdan gelen algılarımızönceki düşüncelerimiz kararlarımız ve eylemlerimizle biçim almış eğilimlerimiz karakter özelliklerimiz ayırt edici bilincimizin bir araya gelmiş olmasından da oluşmuş olamaz. Çünkü bunlardan hiçbirisi i içermiyorsa o zaman beşinin bir araya gelmesi de beni oluşturmaz. O zaman geriye değişmeden kalan tek bir şey kalıyor. Ad. Ben’e verilen özel ad.

Milanda Panha adlı kitaptan:

Kral Bilge Nagasena’ya seslenmiş: “Ustam kimsin adını söyler misin?” “Bana Nagasena diyorlar. Ama bu yalnızca bir adadlandırmaktan belirtmekten başka şeye yaramayan bir deyim bir sözcük içinde bir kimlik bir benlik yok. Bir ad bir lakap bir işaret yalın bir sözden başka bir şey değil. Kral inanmaz ve sorular sorar. “Nagasena bu saçlar mıdır?” “Hayır büyük kral” . “Duygu ve coşkular mıdır Nagasena?” “Hayır büyük kral” Nagasena kraldan arabayı tanımlamasını ister. “Tekerlek dingil ok sandık ve kollar bir arada olunca arabadan söz edilir. Araba yalnızca bir ad adlandırmaktanbelirtmekten başka bir işe yaramayan bir deyimden başka bir şey değil.” “Evet kralım. Benim de saçlarım derim . ad ve bedenim duygularım algılarım geçmiş eylemlerimle biçim almış karakter özelliklerim ayırt edici bilincim bir araya gelince Nagasena adı veriliyor. Ama kimlik benlik söz konusu olunca burada öyle bir şey yok. Nasıl arabanın beş bölümü bir araya gelince araba diyorlarsa beş katışmaç bir araya gelince de bir kimden bir den bir özneden söz ediliyor.

Buda diyor ki: Ne ben’in ne de ben’e ilişkin kalıcı bir şeyin varlığından söz edilebilir. Ben ben olarak gelecekte de var olacağım benim sürekli değişmez bir benliğim var savında bulunmak hatalıdır. Ben düşüncesini yok etmeli benlikle kurumlanmak yanılgısını yenmelidir.

Buda’nın görüşüne göre “ben” insanın hem bedensel hem de ruhsal varlığını oluşturan bu beş kümenin bir arada ve birliktesürekli bir akış sürekli bir değişim içinde oluşunun ortaya çıkardığı bir görüngü bir olgu insanı çevresinden ayrı bir varlık olarak ayırt etme özerk bir biçimde hareket etme durumundan köklenen bir yanılgı bir yanılsamadan başka bir şey değil. Ayırt edici bilinç işe karışıp dünyayı ben ve ben olmayan diye ikiye bölünce bu ben yanılgısı kendiliğinden ortaya çıkıyor. Aslında bilincin ayırt etmeden seçmeden bölmeden bütünü kavrama olanağı da var.

Ben’in var olma doyumsuzluğundan kaynaklanan ve ölümün sınırını aştığına inanılan uzantısına verilen ad’sa ruhtur. Budizm’de Özvarlık yoktur. Buda ben-ruh yanılgısını sergilemek istiyor. Bir kez ben-ruh yanılgısı oluştu mu bütün varlığımızı sarıyor bilincimizin özgürce çalışma etkinliği engelleniyor onun bitmez tükenmez istekleri nasıl yaşamı çekilmez bir hale koyuyor sorunlarımız yaşamla bile sınırlı kalmıyor ölümden sonrası ile ilgili sorunlar da gündeme girdiğinden onlar da kaygı ve üzüntü konusu olmaya başlıyor.

Buda ben’i kurtarmaya değil bizi ben’den kurtarmaya çalışıyordu. Ölümsüzlüğe erişmek için tek bir yol olduğunu savunuyordu. Öncesizden sonsuza uzanıp giden varoluş zincirinin içindeki yerimizi bulmak evrensel yaşam ırmağının içimizden aktığının yaşam gücünün bizim burun deliklerimizde bizim ciğerlerimizde nefes alıp verdiğinin bilincine erişmek

2. Nedensellik Çemberi- Bağımlılık ve Özgürlük- Karma ve Gene doğum
Buda’ya göre varolan her şey nedenselliğin bir sonucu olarak vardır boşluktan yokluktan oluşan bir evrende nedenselliğin döngüsüne takılan yokluk varlığa dönüşür her neden bir sonucu her etki bir tepkiyi zorlar. Evrenin değişmez yasası nedensellik (Karma) yasasıdır. Ne başlangıcı ne de sonu olan evrende egemen olan yalnız doğa yasalarıdır. Buda böylelikle tanrıların görevini yasalara yüklemiş tanrıları gereksizleştirmişti. Değil mi ki insanın geleceğini belirleyen nedenlerin zorladığı sonuçlardır öyleyse insanın kendi eylemlerinin sonuçlarından kaçıp kurtulması olanaksızdır. Bir çocuğun anasından beklediği gibi tanrıların bize sevecenlik göstermelerini bizi bağışlamalarını bekleyemeyiz. Eylemlerimizin sonuçlarından kurtulmanın bir yolu varsa onu ancak kendi çabamızla kendimiz bulmalıyız.

On iki halkalı kapalı bir zincir olarak temsil edilen nedensellik yasası:
1. Yanılgı yanlış düşüncelere yol açıyor.
2. Bu düşünceler eğilimlere karakter özelliklerinin biçimlenmesine ortam hazırlıyor.
3. Buradan da bilinç oluşuyor.
4. Bilincin bentle ben olmayanı ayırt etmesinden özne nesne ikiliği ad ve beden ortaya çıkıyor.
5. Bundan altı duyu alanı gelişiyor.
6. Bu altı duyudan dolayı duyularla nesneler karşılaşıyor.
7. Bu karşılaşmadan hoşlanma hoşlanmama gibi duygular oluşuyor.
8. Bu duygular isteklere tutkulara dönüşüyor.
9. İstekler tutkular bağımlılığa insanın isteklerinin tutkularının tutsağı olmasına bireysel yaşam isteğine yol açıyor.
10. Bundan da oluşuma bağımlılık ortaya çıkıyor.
11. Oluşum doğuşa
12. Doğuşsa ihtiyarlık ve ölüme ıstıraba tedirginlik ve umutsuzluğa yol açıyor. Buradan da gene yanılgı çıkıyor ortaya.

Buda’nın yanılgıyı dizinin en başına koymasının nedeni olasılıkla bu döngüden tek çıkış yolunun bu halka olmasıyla açıklanabilir. İstekleri tutkuları kışkırtan yanılgıdır ana yanılgıyı besleyen de gene istekler ve tutkulardır. Kökünü yanılgıdan alan düşünceler karar ve eylemlere dönüşüyor. Düşüncelerimiz kararlarımızı kararlarımız Eylemlerimizi belirlerkeneylemlerimiz de kararlarımızı etkileyip zorluyor. Her düşünce sonrakileri sınırlıyor. Biz kez tam bir özgürlük içinde bir şey düşünmüş olabileceğimizi varsaysak bile ondan sonraki düşüncelerimizde aynı oranda özgür olamayacağımız açık. Giderek özgürlük alanı kısıtlanıp daralıyor. Şu anda ne olduğumuzu belirleyen dünkü düşüncelerimizdir. Bu gün kafamızdan geçen düşüncelerse yarınki yaşamımızı biçimliyor. Yaşamımız kesinlikle zihnimizin yaratısıdır.

Budist metinler dört tür bağımlılıktan söz ediyorlar.
1. İsteklerden tutkulardan gelen bağımlılık
2. Yanlış görüşler kanılardan kaynaklanan bağımlılık
3. Erdemli bir yaşamla ve kurallara tıpatıp uygun davranmakla kurtuluşa erişilebileceğini sanmaktan gelen bağımlılık
4. Sürekli ve değişmez bir ben’in varlığına inanmaktan gelen bağımlılık

İsteklerimizin tümüne yakın bir bölümü toplumun yapay olarak yarattığı gereksiz şeyler.Örneğin toplum bizi zeki bir adam gibi görünmeye isteklendiriyor. Çevremizde beğenilen bir kimse olmak bize nelere mal oluyor ? Bunun karşılaştırmalı bir hesabını yapabilmiş olsak harcadığımız bunca çaba üzüntü sıkıntıya değmeyeceğini anlayacaktık. Başka insanların önüne geçememek başka insanlara üstün olamamaktan gelen ezikliklerin ardında hep ben yanılgısı yatıyor ama bu ben yanılgısını besleyen de toplumun özendirici etkisi.

Bir kere gözümüzü açıp ta bu koşturmacanın amaçsızlığını anlamsızlığını görebilsek bu koşullanmalar biçimlenmeler etkisini yitirecek ve bağımlılık da ortadan kalkacak. O zaman ıstırap yerini özgürlüğümüzü yeni baştan kazanmış olmaktan gelen aşkın bir mutluluk duygusuna bırakacak nedensellik döngüsünden kendimizi kurtarmış daha doğrusu döngüyü ters yöne çevirmeyi başarmış olacağız.

İnsan kendini yanılgıdan nasıl kurtarır? Bu sekiz basamaklı yolla mümkündür. Yanılgıdan kurtaran bilgiye çıkarımcı düşünceyle varılamaz. Çünkü bu tür düşüncede özgürlük yoktur. Budizm görüşüne göre bizi yanılgıdan kurtaracak bilgiye ancak sezgiyle erişilebilir. İnsan yanıldığını yanılmadığını; aldatıldığını aldatılmadığını; sevildiğini sevilmediğini ancak sezgiyle anlayabilir. Uyanan kimse karmanın elinde eli kolu bağlı bir oyuncak olmaktan kendini kurtarmış olur.

Koşullanmaya biçimlenmeye bütünüyle karşı koyabilecek bir insan yok bu dünyada. Yanında yada karşısında tutum almakla her zihnini sınırlamış oluyor. Bizi düşündüğümüz gibi düşünmeye davrandığımız gibi davranmaya iten ön koşullar düşünsel yada duygusal zorunluklar var. Uyanınca bu zorunluluğu fark etmiş oluyoruz ve zorunluluk zorunluluk olmaktan çıkıyor. Bu yüzden de karma değiştirilemez bir alın yazısı sayılmaz uyanan kimse karmanın bağlarını da koparmış olur.

Eylemlerimiz er geç bize geri döner. Her eylemin iyi yada kötü sonuçları eninde sonunda eylemi yapana ulaşır.

Buda kalıcı olan bir yaşamdan öbürüne aktarabileceğimiz şu gövdemiz içinde saklanan bir şey olamayacağını anlatmaya çalışmıştı. Öyleyse gene doğumla söz edilmek istenen neydi? Buda’ya göre bir yaşamdan ötekine aktarılan ben yada ruh değil yalnızca eylemlerimizin zorladığı nedensel sonuçlardır. Bu senin gövden de değil başka birisinin gövdesi de değil. Ona geçmiş eylemlerin (karma) ürünü gözüyle bakmak daha doğru olur. Önceki bir yaşamda yaptıklarımın ödülü ya da cezası da değil. Ben nedensellik zincirinin bir zorunluluğu olarak varım. Eylemlerin bir sürekliliği var ama ben’in de bilincin de sürekliliği yok. Buda’nın dilinde doğum ölüm döngüsü yaşamların önceki yaşamların etkisiyle biçimlendiğini anlatmaktan öte bir anlam taşımıyordu.

3. Nirvana
Nirvana Batı’da genelde anlaşıldığı gibi ölümden sonra değil burada ve şu anda gerçekleştirilebilecek bir ruhsal durumdur. İstek ve tutkuların yok olması ıstırabın etkili olmayacağı bir iç barışa iç suskunluğa aşkın bir mutluluğa erişmektir. Nirvana’ya erişme isteği de dahil olmak üzere tüm istek ve tutkular bırakılmadan olanla gelenle yetinmekten gelen iyimser bir yetingenlik kazanılmadan nirvana gerçekleştirilemez. Nirvana’yı gerçekleştiren kimse bir yandan da günlük yaşamını normal haliyle sürdürüyor. Eylemlerinin bir takım nedensel zorunluluklar (karma) yaratmaması da olanaksız elbette. Nirvana’ya erişen kimselerin tek farkı bu zorunlulukların dışında kalmayı başarabilmesi. Eylemlerinde beğenilmekbeğenilmemek gibi bir güdü etkin olmuyor yaptığı işlerden alkış beklemiyor başarı ya da kazanç onu fazla sevindirmediği gibi başarısızlık ya da yitim de fazla üzmüyor. Kuşkusuz acı da çekiyor ama bunlara bilgece katlanmasını olayların doğal akımına boyun eğmesini de biliyor. Ben’i aşınca bütünle bütünleşiyor Yarının getireceklerine kaygısız ben’in doyumsuzluğundan gelen bütün sorunlara sırtını çevirmiş şu yaşam nasıl yaşanmalıysa öyle yaşamaya başlıyor. Özgürlükcoşku aşkın mutluluk içinde akıp gitmekte olan yaşam ırmağı içindeki yerinin bilincine erişiyor.

Buda’nın öğretisi bir yandan ben’i yokumsarken öbür yandan da bireyciliği en ileri götürmüş olan öğretidir. İnsanın toplumun kendisine giydirdiği kişiliksiz kişilikten soyunup gerçek varlığıyla başbaşa kalınca gerçeği olduğu gibi özümleyecek bir yeteneğe sahip olabileceğine inanıyordu.

Buda ölümden sonra ne olduğuyla ilgili sorulara yanıt vermek istemiyordu. Böyle bir soruyla karşılaşınca ya susuyor ya da şöyle diyordu: Göğsünüze zehirli bir ok saplanmış olsa oku çıkartmaya çalışacak yerde oku atanın kim olduğunu hangi kasttan hangi soydan geldiğini boyunu bosunu oku atmaktaki amacını falan mı araştırmaya kalkardınız? Ben bir şeyi açıklamıyorsam bırakın açıklanmamış olarak kalsın. Peki neden açıklamıyorum? Çünkü o şeyin açıklanması size hiç bir yarar sağlamayacaktır da ondan. Çünkü bu sorulara yanıt aramak ne aydınlanmanıza ne bağımlılıktan kurtulup özgürlüğünüzü kazanmanıza iç suskunluğuna gerçeğe ermenize Nirvana’ya erişmenize katkıda bulunabilir.

Buda öğretisinde hiç bir dogma iç yaşantıyla doğrulanamayacak hiç bir inanç getirmemeye özen göstermiştir.

Varoluş devingen gücünü nedensellikten alan sürekli bir oluşum değişim sürecinden başka bir şey değildir; varolşun ardında durağan bir öz tözel bir nitelik yoktur. Budizm’de tözsüz özvarlıksız bir nedensellik vardır.

4. Sekiz basamaklı yüce yol
1. Tam görüş
2. Tam anlayış Bu basamaklar kendimizi de dünyayı da olduğu gibi gerçek böylesiliğiyle görmeyi adların biçimlerin gizlediği temel gerçeğin her şeyin ıstırap her şeyin oluşum değişim içinde olduğu kalıcı bir ben’in değişmeyen bir töz’ün olmadığı anlayışına ulaşmayı amaçlıyor.
3. Doğru sözlülük
4. Tam davranış Bu basamak özgür istencinizin ürünü olan içten geldiği için hiç bir amaç gütmeden yapılan davranıştır.
5. Doğru yaşam biçimi Yaşamını sağlamakta doğruluktan ayrılmamak kendine yetecek olandan çoğunu elde etmeye çalışmamaktır.
6. Tam çaba tam uygulama Her şeyin tam bir özenle eksiksiz yapılmasıdır. Bir Budist’in oturması kalkması bile büyük bir dikkatle yapılmalıdır. Zihnini bencil düşüncelerden arıtmak sürekli bir uğraş olmalıdır. Zihnin arıtılması bencil düşüncelerden ayıklanması dört yüce duygunun yüzeye çıkmasına olacak sağlar: Sevecenlik acıma sevgi yan tutmama.
7. Tam bilinçlilik
8. Tam uyanıklık

Bu basamaklar meditasyonla ilgilidir. Meditasyon Batı’da anlaşıldığı gibi derin derin düşünme değil düşüncenin aşılmasınıçıkarımcı düşünceden arıtılmış bir zihinle salt bilinçli olmayı amaçlayan bir yöntem. Tam bilinçlilik tüm duyumlarınduyguların düşüncelerin ruhsal durumların ayırdında olacak biçimde bir alıcılık bir uyanıklık durumunu sürdürmektir. Algının kapıları öylesine temizlensin ki her algı hiç bir engelle karşılaşmadan bilince ulaşabilsin.

Sözcükler de bilinçle yaşantı arasına giren bir engel oluyor çoğu kez. Sözcüklerden oluşan düşünceler durmadan bizi iyi kötü hoşa giden hoşa gitmeyen gibi ayrımlar yapmaya yargılara varmaya kışkırtıyor. Artık dünyayı olduğu gibi değilkurgularla soyutla soyutlamalarla yani sözcüklerle dünyayı kavrıyoruz. Gerçeğin sözcüklerle kavramlarla değil ancak yaşantıyla kavranabileceğini savunan Budizm sözcüklere kavramlara tutsak olmak yerine onları tam olarak denetim altına almak istiyor.

Budist meditasyonun özü nefes alıp verdiğinin ayırdında olmakla başlayan yaygın dikkattir. İnsan nefes alıp verdiğine duyarlı olunca yaşadığının da farkında oluyor geleceğe ya da geçmişe değil kendini şu ana ayarlıyor şimdide yaşamaya başlıyorduyulara daha duyumlu duygulara daha duyarlı oluyor; kendinden kopuk kendinden habersiz yaşamaktan kurtarıyor kendini yaşamla da kendiyle de bütünleşiyor. Bu uygulamada yol almış kimse gövdesinde kendi istencine bağlı olmadan bir nefes alıp verme işleminin sürüp gittiğine duyarlı olmaya başlıyor. Bu yaşamsal bir yaşantı olarak kendini açığa vuruyor ve bu izlenim insanda iç barış esenlik ve mutluluğun oluşmasına yol açıyor. Artık zihindeki karmaşa yatışmıştır.

Buda’nın meditasyon yöntemi öyle dalıp gitmeyi kendinden geçmeyi değil tersine sürekli uyanıklılığı sürekli bilinçli kalmayı gerektiriyor.


Alıntı
SaReY çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Konuyu aşağıdaki sitelerde paylaşabilirsin

Konu Araçları

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Saat: 04:58


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.