Forum Nostalji - Türkiye'nin En Nostalji Forumu

Geri Git   Forum Nostalji - Türkiye'nin En Nostalji Forumu > Dinler ve İnançlar > Agnostisizm

Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Alt 03-11-2019, 05:27   #1
Eski Üye
 
SaReY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt Tarihi: 02-11-2019
Mesajlar: 782
Rep Puanı: 7051
Rep Gücü: 71
Standart Blaise Pascal Kumarbaz Argümanı

Yazı tura attığımızda, yazı da gelebilir tura da.
Kullandığınız bozukluk hileli değilse, yarı yarıya şansınız vardır. Bu yüzden hangi taraf üzerine bahse girdiğiniz önemli değildir çünkü parayı yazı tarafından tutup attığımızda tura gelebileceğini bilirsiniz. Tanrı'nın var olup var olmadığından emin değilseniz, bu durumda ne yapmalısınız? Bu durum yazı tura atmaya benzer mi? Bahsinizi Tanrı yoktur seçeneğine koyar, dilediğinizce yaşamaya mı bakardınız? Yoksa, doğrulanması ihtimali uzak bile olsa, Tanrı varmış gibi davranmak daha mı rasyonel olurdu? Tanrı'ya inanan Blaise Pascal (1623-1662), bu soruları uzun uzun düşündü.
Pascal'ın kumarı yani kumarbaz argümanı tanrının varlığı ve yokluğu üzerinde bir iddia üzerine kurulmuştur.

Pascal dini bütün bir Katolik'ti. Bununla birlikte, günümüzde çoğu Hristiyan'ın aksine, insanlığa dair son derece kasvetli bir görüşe sahipti. Kötümser biriydi. Her yerde cennetten kovulmanın kanıtını, Adem ve Havva'nın, Bilgi Ağacı'nın elmasını yiyerek Tanrı'nın güvenine ihanet etmesi yüzünden sahip olduğumuzu düşündüğü kusurları görüyordu. Augustinus gibi insanoğlunun cinsel isteğine yenik düştüğünü, güvenilmez ve çabucak sıkılabilir olduğunu düşünüyordu. Hepimiz sefil varlıklardık ve endişe ile umutsuzluk arasında işkence çekiyorduk. Her birimiz ne kadar değersiz olduğumuzun farkına varmalıydık. Doğumdan önce ve ölümden sonraki ebediyetle kıyaslandığında, dünyada geçirdiğimiz kısa süre neredeyse anlamsızdı. Her birimiz sonsuz evrende ufacık bir alan kaplarız.
Gelgelelim Pascal, insanlığın, Tanrı'ya inancını kaybetmezse belli bir potansiyele sahip olduğuna da inanıyordu. Hayvanlarla melekler arasında bir yerdeydik, ama çoğu zaman, pek çok durumda, muhtemelen hayvanlara daha yakındık.

Pascal'ın en iyi bilinen kitabı "Düşünceler" 1670 yılında, 39 yaşında erkenden ölmesinden sonra, yazılarından kalan fragmanlardan derlenerek yayınlanmıştır. Bu kitap, onun özenle yazdığı kısa paragraflardan oluşur. Bu farklı kısımlarla nasıl bir bütün yaratmayı amaçlamıştı kimse bilmiyor ama kitabın ana teması açıktır: Kendi Hıristiyanlık yorumunu savunmak. Pascal öldüğünde kitabını henüz tamamlayamamıştı. Kısımların düzeni, iple bağladığı kâğıt destelerine göreydi. Her bir tomar, yayımlanmış kitapta bir bölümü oluşturur. Pascal çocukluğunda hastalıklarla boğuşmuş ve hayatı boyunca hiçbir zaman fiziksel olarak güçlü olmamıştı. Resmedilmiş portrelerinde de hiç iyi görünmez. Sulu gözleri her zaman hüzünlüdür. Ancak kısacık ömrüne çok sayıda başarı sığdırmıştı.

Gençliğinde babasının desteğiyle, vakumlar üzerine düşünceler geliştiren ve barometreler tasarlayan bir bilim insanı olmuştu. 1642 yılında, karmaşık dişlilere bağlı kadranları döndüren bir iğne kullanmak suretiyle toplama ve çıkarma yapabilen mekanik bir hesap makinesi icat etti. Bunu, babasına hesap işlerinde yardımcı olması için yapmıştı. Ayakkabı kutusu büyüklüğündeki bu makine Pascaline olarak da biliniyordu ve biraz ağır olsa da sonuçta iş görüyordu. Temel sorun, üretiminin oldukça pahalı olmasıydı.

Bir bilim insanı ve mucit olmasının yanı sıra Pascal aynı zamanda oldukça başarılı bir matematikçiydi. Matematikteki en özgün düşünceleri olasılık üzerineydi. Fakat dindar bir filozof ve yazar olarak hatırlanacaktı. Bir filozof olarak adlandırılmış olmayı istemezdi; zira yazıları, filozofların ne kadar az şey bildikleri ve düşüncelerinin ne kadar önemsiz olduğu üzerine yorumlar içeriyordu. O kendini bir ilahiyatçı olarak görüyordu.
Jansenizm olarak bilinen tartışmalı bir din akımına dahil olduktan sonra, matematik ve bilim yerine dini konular üzerinde yazmaya başladı.

Rene Descartes o da Pascal gibi dini bütün bir Hıristiyan, bir bilim insanı ve matematikçiydi Tanrı'nın varlığının mantıkla kanıtlanabileceğini düşünüyordu.
Pascal aynı fikirde değildi. Ona göre Tanrı inancı kalple ve imanla ilgiliydi. Filozofların genellikle Tanrı'nın varlığı konusunda kullandıkları akıl yürütmeler onu ikna etmiyordu. Sözgelimi, Tanrı'nın elinin kanıtını doğada görebileceğinize inanmıyordu. Ona göre bizi Tanrı'ya götürecek olan organ beyin değil, kalpti. Buna rağmen "Düşünceler" adlı kitabında, Tanrı'nın var olduğundan emin olmayanları Tanrı'ya inanmaları gerektiğine ikna etmek için bir argüman sundu. Bu argüman Pascal'ın Bahsi olarak bilinir ve Pascal'ın olasılık konusuna duyduğu ilgiye dayanır.

Rasyonel bir kumarbazsanız ve kumar sizin için sadece bir bağımlılık değilse, büyük bir ödül kazanmak için en iyi şansa sahip olmayı, fakat bahse girdiğinizde kayıplarınızı da en alt seviyede tutmayı istersiniz. Kumarbazlar ihtimalleri hesaplar ve ona göre bahse girerler. Peki, bahis konusu Tanrı'nın varlığıysa, bu söylenenler ne anlama gelir?
Tanrı'nın varlığından emin olmadığınızı varsayalım; karşınızda farklı seçenekler olabilir.
Tanrı'nın kesinlikle var olmadığını düşünerek hayatımıza devam etmeyi seçebilirsiniz. Haklıysanız, ölümden sonra bir yaşam olduğu kuruntusu olmadan yaşayacak, cennete gidemeyecek kadar günahkar olduğunuzu düşünüp azap çekmekten kurtulacaksınız. Üstelik zamanınızı olmayan bir varlık için kilisede dua ederek geçirmeniz de gerekmeyecek.
Bu yaklaşımın belli bazı yararları olsa da büyük bir tehlike de taşır.

Tanrı gerçekten varsa ve siz de ona inanmıyorsanız sadece cennete gitme şansınızı yitirmekle kalmaz, aynı zamanda sonsuza dek işkence çekeceğiniz cehenneme gidersiniz. Hayal edilebilecek en kötü sonuç.
Alternatif olarak Pascal, hayatınızı Tanrı varmış gibi yaşamayı seçebilirsiniz, der. Dua eder, kiliseye gidersiniz ve İncil okursunuz. Tanrı gerçekten varsa, bu durumda olası eni yi ödülü kazanırsınız: Ebedi mutluluk için ciddi bir şans.
Tanrı'ya inanmayı seçer de sonuçta yanılırsanız bu durumda çok önemli bir kaybınız olmaz (büyük ihtimalle, öldükten sonra hatalı olduğunuzu anlayacak, boşa zaman ve çaba harcadığınız için kendinizi kötü hissedeceğiniz vaktiniz olmayacak. Pascal'ın deyimiyle, "Kazanırsanız her şeyi kazanacak, kaybederseniz de hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz."

Pascal, zafer ve lüks gibi "zehirli hazlar"ı muhtemelen özleyeceğinizi anlamıştır ama bunlar yerine inançlı, dürüst, alçakgönüllü, minnettar, cömert ve dost canlısı biri olursunuz ve daima doğruyu söylersiniz. Bu durumu herkes tam olarak böyle görmeyebilir. Pascal, dindar bir hayata belki de çok fazla dalmış olduğu için, dindar olmayan pek çok kişi için hayatlarını dine adamanın ve onların bakış açısından yanılsama üzerine kurulu bir hayat yaşamanın fedakarlık olacağını fark etmemişti. Ama yine de vurguladığı gibi haklıysanız sonsuz bir mutluluk şansına sahip olacak, haksızsanız da nispeten ufak sıkıntılar ve birkaç yanılsamayla kurtulacaktınız.

Diğer seçenekte cehenneme gitme tehlikesini göze alırdınız, ama olası kazanımınız cennetteki sonsuzlukla karşılaştırılamazdı bile. Tanrı'nın varlığı konusunda gerçekten tarafsız da kalınamazdı. Pascal'a göre bunu yapmaya kalkışırsanız, Tanrı'nın kesinkes var olmadığına inanmakla aynı sonucu alırdınız, yani sonunda kendinizi cehennemde bulabilir ya da en azından cennete gidemezdiniz. Biri ya da diğeri için karar vermeniz gerekir. Tanrı'nın var olduğunu gerçekten bilmiyorsunuz; peki, ne yapmanız gerek? Pascal cevabın belli olduğunu düşünüyordu. Rasyonel bir kumarbazsanız ve ihtimalleri soğukkanlılıkla gözden geçirirseniz, yazı tura atarken olduğu gibi haklı çıkma ihtimali küçük de olsa bahsinizi Tanrı'nın varlığına yatırmanız gerektiğini anlardınız. Potansiyel ödül sonsuz, potansiyel kayıp ise çok büyük değildi. Bu ihtimaller düşünüldüğünde Pascal, hiçbir rasyonel insanın Tanrı'nın var olduğundan başka bir seçenek üzerine oynamayacağını düşünüyordu. Elbette Tanrı'nın var olduğu üzerine bahse girip kaybetme riskiniz de vardı, ama bu riske girmeniz gerekliydi. Ama ya bunun mantığını kavrasanız bile Tanrı'nın var olduğunu kalben hissedemiyorsanız?

Varlığından şüphe ettiğimiz bir şeyin var olduğuna kendinizi ikna etmemiz çok güçtür (belki de imkansız). Doğru olduğunu düşündüğümüz şeylere inanırız. İnanmanın doğası böyledir. Öyleyse Tanrı'nın varlığıyla ilgili şüpheleri olan inançsız biri Tanrı'ya nasıl inanacaktır? Pascal'ın bu soruna bir cevabı vardı. Tanrı'ya inanmanızın sizin için en iyisi olduğunu bir kez hesap ettiğinizde, onun var olduğuna kendinizi inandırmanın bir yolunu bulmanız ve imana sahip olmanız gerekmektedir.
SaReY çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-11-2019, 05:28   #2
Eski Üye
 
SaReY - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Kayıt Tarihi: 02-11-2019
Mesajlar: 782
Rep Puanı: 7051
Rep Gücü: 71
Standart

Kumarbaz Argümanı şu şekilde gelişir:

Biz Tanrı'nın varolduğunu ya da varolmadığını bilmediğimiz için bir kumarbazın at yarışı başlamadan veya kağıtlar dağıtılmazdan önceki durumuyla tam tamına aynı konumda bulunmaktayız. Öyleyse, yapmamız gereken şey ihtimal oranlarını hesaplamaktır. Agnostiğe Tanrı'nın varolması, varolmamasıyla tam tamına aynı ölçüde muhtemel görünür. Onun eylem tarzını belirleyen şey, leyhte ya da aleyhte hiçbir karar vermemek, hangi tarafa yöneleceğini bilmemektir. Oysa Kumarbaz Argümanı, yapılması en akıllıca şeyin, kaybetme ihtimalimizi olabildiğince az tutarak, mümkün olduğu ölçüde büyük bir ödül kazanma şansına sahip olmak olduğunu söyler: Başka bir deyişle, muhtemel kazanımlarımızı olabildiğince yüksek tutarak, kayıplarımızı, en aza indirgemeliyiz. Kumarbaz Argümanına göre, bunu yapmanın en iyi yolu Tanrı'ya iman etmektir.

Dört muhtemel sonuç vardır:
Tanrı'nın varoluşuna oynayıp kazanırsak (yani, Tanrı'nın varoluşuna oynayıp kazanırsak (yani, Tanrı var ise eğer), o zaman kazancımız -bir büyük ödül olarak- ededî yaşamdır.
Bu seçimi yapmış isek ve de Tanrı'nın varolmadığını bir şekilde ortaya çıkmış ise, kaybımız ebedî yaşam imkânıyla kıyaslandığında pek büyük bir kayıp sayılmaz: Dünyevî birtakım hazları kaçırmış, birçok saati ibadetle geçirmiş ve hayatımızı bir yanılsama içinde geçirmiş olabiliriz.
Bununla birlikte, Tanrı'nın varolmadığı alternatifine oynamayı seçer ve kazanırsak (yani, Tanrı var değilse eğer), bu takdirde (en azından bu bakımdan) yanılsama içinde bu dünyadaki hayatın hazlarına, ilahî ceza korkusu duymadan, düşkünlük göstermek açısından tam bir özgürlüğün keyfine varırız. Fakat bu alternatife oynar ve kaybeder isek (yani, Tanrı'nın varolduğu ortaya çıkarsa), bu takdirde en azından ebedî yaşam şansını kaçırdığımız gibi, ebedî bir cehennem mahkûmiyeti tehlikesiyle dahi karşı karşıya kalabiliriz.

Pascal, kumarbazların bu alternatiflerle karşı karşıya kalması dolayısıyla, bizim için en akıllıca eylem tarzının Tanrı'nın varolduğuna inanmak olduğunu savunmuştur.
Seçimimizin doğru olması durumunda, bu yolda ebedî hayata aday veya çok yakın oluruz. Tanrı'nın varolduğu alternatifine oynamış fakat yanılmışsak da, Tanrı'nın varolduğuna inanmayı seçmiş ama yanılmış olmamızla kıyaslandığınad, çok fazla şey kaybetmemiş oluruz. Bu nedenle, muhtemel kazançlarımızı en yüksek düzeye çıkarırken, kayıplarımızı en aza indirgemek istiyorsak eğer, bizim Tanrı'nın varoluşuna iman etmemiz gerekir.


Kaynak: Felsefeye Giriş – Nigel Warburton
SaReY çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Konuyu aşağıdaki sitelerde paylaşabilirsin

Konu Araçları

Yetkileriniz
Konu Açma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB kodu Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık




Saat: 05:02


Powered by vBulletin®
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.